Canım Anadolu, dört mevsimin bütün güzellikleriyle yaşandığıcoğrafyanla dikkatleri her zaman üzerine çekmiş, tarih boyunca birçok medeniyete beşiklik etmişsin. Dünyanın tam ortasında, bütün ticaret ve enerji yollarının kesiştiği bir noktada bulunuyorsun. Önceleri ipek, baharat ve pirinç; günümüzde de petrol, doğalgaz, elektrik, su gibi hayatî ehemmiyeti haiz olan kaynakların başka ülkelere aktarılmasında mühim bir kavşaksın. Sahip olduğun yeraltıve yer üstü zenginlikleriyle de her zaman iştah kabartıyorsun.
Tasada ve kıvançta beraber olduğun aziz kardeşlerinle arana nifak sokmak isteyenler, tarihin her döneminde olmuştu. Senin müşfik ikliminde yaşayanların birlik içinde olmaları, sevinçlerinin ve acılarının ortak olması, renkleri, desenleri, dilleri ve hatta dinleri farklıolsa da, ortak paydada buluşabilmeleri, birilerini her zaman rahatsız etmişti ve edecektir de. Ne de çok telâşlandırdın onları, bu birlik ve dirlik yurdu oluşunla. Bu yüzden onların sinsi ve açık oyunlarının, hilelerinin arenasıoldun. Onlar, bin bir türlü oyunlarınıgizleme gereği bile duymamışlardı. Biri, daha Lozan Konferansı'nda, istediklerimizi şimdilik kabul ettiremedik; fakat cebimize tekrar çıkartmak üzere koyuyoruz. Sizi hiçbir zaman kendi başınıza bırakmayacağız. Siz ne zaman kendi başınıza kaldıysanız Müslümanlar sizin çevrenizde toplandılar ve bizim için dert oldunuz. Biz Şark Meselesinden çok çektik. Bir daha size asla fırsat vermeyeceğiz sözleriyle yol haritalarınıaçıklıyor; bugünleri âdeta tasvir ediyordu. Büyük şehirlerden birinde belediye başkanlığıyapmışbir zât şöyle diyor: "Zürih'te, bir otelde yanıma Türkçesi fena olmayan biri geldi. Adam, kendisinin mimar olduğunu söyledi. Anlatmaya başladı. Ben 12 Eylül öncesinde Türkiye'de barışgönüllüsü idim. Açık söylüyorum casustuk. Sizin mezhep ve kan davalarınızıçok iyi etüt ettik ve o civarın haritasınıçıkardık. Millet de bizi oraya gitmiş, çocuklarına yabancıdil öğreten biri sanıyordu. Bundan dolayıbiz onların misafirperverliklerini de görmüştük.
Ama biz buna karşıne yapıyorduk, aileler arasına gidip, unutulmuşdüşmanlıkları, kan davasıve mezhep ayrılıklarınıkörüklüyorduk… Böylece huzuru bozduk. Sivas ve çevresinde olaylar başlattık. Pek çok masumun ölümüne sebep olduk. Daha sonra, yaptığımız işin korkunçluğundan, iğrençliğinden vicdan azabıduydum ve ülkemi terk ettim. İsviçre'ye yerleştim. Şimdi evlenemiyorum. Ben yüzlerce masum çocuğun ölmesine sebep oldum.
Bu yaptığım, benim çocuğumun da başına gelebilir endişesiyle evlenemiyorum." Birtakım dışgüçler, kameralar önünde senin bütünlüğünden yana görünseler de, aralarındaki gizli anlaşmalarla, gizli görüşmelerle hep aleyhinde oldular ve sana bin bir tuzak kurdular. (Mehmet sucu) Ahmet Hikmet Müftüoğlu da bu konudaki görüşlerini şu şekilde dile getirir: "Kaç bayram var ki ben de gülmedim. Kaç bayram var ki, gözlerimden yaşyerine ateşler saçarak gizli gizli ağladım. Zavallımilletimle beraber her bahar dallarıbudanan asma gibi can acısıyla ağlarken, yine devri gelince mebzul bir meyve verebileceğimizi sanıyordum. Fakat her mevsimde bir kasırga, bütün tomurcuklarımızıkoparır, ezer ve bizi bir yerlere çarpardı." Allah’a emanet olunuz başka bir sayıda buluşmak dileğiyle.
