Tarihin ve insanın tanığı kitapları okumak, insanın kendini ve kainatı tanıma yolunda bilgi edinmesini ve hayatını anlamlandıracak, kolaylaştıracak birçok kazanım elde etmesini sağlar. Kitap okumayı, bilgiye ulaşmayı önemseyen toplumlar her zaman diğer toplumlara öncülük ve rehberlik etmiştir. Kitap okumanın güçlü bir alışkanlığa dönüşebilmesi için çocukluk ve gençlik dönemlerinde gerekli içsel ve çevresel uyaranlara ihtiyaç vardır.
Günümüzde kitap okuma alışkanlığının ülkeden ülkeye, kültürden kültüre ve yaş grupları arasında da farklılıklar göstermektedir. 7 Ocak 2021 tarihinde yayımlanan Türkiye Eğilimleri Araştırma (TEA) Raporu’na göre 2019’da “kitap okumayanlar %50,9” iken, bu oran “2020 yılında %59,1 olarak ciddi bir artış göstermiştir. Her geçen gün kitaplardan daha çok uzaklaşıyoruz. Özellikle gençlerde (12-24 yaş) okumaya duyulan ilgi bir hayli azalmış durumda. Kitap okuyan gençlerde ise okuduğu kitap ve tür bakımından benzer ve kendini tekrar eden dar okumalar gerçekleştirdiklerini görüyoruz.
Gençlerde kitap okuma oranın düşük olmasının sebeplerini incelemek istiyoruz. Lise gençlerinin okuma alışkanlığı üzerine yapılan bilimsel bir incelemenin sonuçlarına göre gençlerin % 42’sinin eğlenceli olmayan, sıkıcı bir eylem olarak gördükleri için kitap okumadıklarını, geriye kalan çoğunluk ise sosyal medya ve bilgisayar oyunu oynamaya daha çok ilgi duyduğu için kitap okumadığını belirtmiştir. Gençlerde kitap okumaya karşı ciddi bir ilgi ve motivasyon eksikliği olduğunu görüyoruz.
Bu tür bilimsel araştırmalardan ve sahadaki gözlemlerimizden yola çıkarak aslında gayet görünür olan sebeplerle karşılaşıyoruz. Bazı sebepleri sıralayacak olursak:
Öncelikle belirtmemiz gerekir ki okumaya duyulan ilgi ve motivasyon çocukluk döneminde aile ortamında başlar. Aile ortamında edinilen alışkanlıklar ömrümüzün sonuna kadar bize eşlik eder. Ebeveynlerin konuya dair ilgisizliği, çocuk üzerinde okumaya karşı olumsuz tutumunu belirleyici sebeplerden olacaktır. Türkiye toplumunda okuma alışkanlığı genel olarak ailede karşılanamamaktadır. Tüm aile bireylerinin katılımıyla gerçekleştirilen eylemler nerdeyse hiç yoktur. Ebeveynler çocukları ile beraber günlük okuma saatleri belirleyerek aile sıcaklığını hissettirebilirlerse, birlikte hareket etmenin çocuk üzerindeki mucizevi etkisini göreceklerdir.
Aile ortamında edinilemeyen bu alışkanlık maalesef okul ortamında da edinilemiyor. Kitap okumayı geri planda bırakan okul idareleri tamamen ders kitaplarından elde edilen ve akademik odaklı bilgilerle yetiniyor. Sürekli sınavlar ve başarı sıralaması söylemleriyle öğrencilerin başarı algıları tamamen bir sınav rekabetine endeksleniyor. Öğretmenler ise öğrencilerin gözünde örnek alınması gereken bir profil teşkil etmiyor. Okullar, tek başarısı bir sıralama sınavından geçer not alıp öğretmen olmak olan öğretmenlerle dolu. Söyler misiniz kitap okumayan, kendini geliştirmeyen ve yaşam boyu öğrenme düsturuna sahip olmayan bir eğitimci olumlu anlamda nasıl bir örneklik gösterebilir?
Kitap okuma alışkanlığının elde edilememesin sebeplerinden biride tercih edilen kitaplardır. Popüler kültürün etkisiyle ahlaki ilkeleri hiçe sayan hiçbir akademik temele dayanmayan içeriklere sahip kitaplar tercih edilmektedir. Ayrıca tür olarak da kurguya dayalı kitaplar daha çok tercih edilmektedir. Bu tür kitapların fazla tercih edilmesi belli bir süreden sonra kendini tekrarlayan bir kurgu dünyası dönüşeceğinden gençlerde kitaplardan erken uzaklaşmaya ve bir daha ilgi göstermemeye sebep olabilir.
Gençlerin kitap okuma alışkanlığı elde etmelerini istiyorsak eğer öncelikle saydığımız ve daha sayamadığımız birçok çevresel faktörün dikkate alınıp uygun adımların atılması gerekir. Ailenin önemine dair aileler ile yapılacak eğitim ve farkındalık çalışmaları, eğitimcilerin veli ilişkilerini bu yönde gözden geçirmesi ile ilk adım için birkaç öneri sayılabilir. Ayrıca daha canlı ve çok seçenekli kütüphanelerin kurulması veya varsa geliştirilmesi, farklı türde kitaplara yeterince yer verilmesi gerekmektedir. Özellikle gençlik çağında araştırma ve inceleme kitaplarının okunması, zihni ve kalbi kıpır kıpır olan gençlerin bilgi edinme ve öğrenme arzularını daha da arttıracak ve okuyarak kendini geliştirme motivasyonunu ciddi anlamda arttıracaktır.
Gençlik, ergenlik sürecinin bir sonucu olarak rol model arama çağıdır. Her eğitimci kendini bu potansiyelde görüp olumlu örneklik göstermelidir. Sürekli okuyan, elinde kitap taşıyan, araştıran ve öğrendiklerini öğrencileriyle paylaşan, derslerinde farklı uygulama ve teknikler kullanan, öğrencilerin duygusal gelişimlerini de takip edip yeri geldiğinde arkadaş gibi konuşup rehberlik edebilen bir eğitimci öğrencileri için mükemmel bir rol modeldir. Eğitimci aynı zamanda literatür bilgisi iyi olmalı ki öğrencilere uygun kitap tavsiyelerinde bulunabilsin.
Kitap okumak; yaşamaya, öğrenmeye, kendini geliştirmeye dair geleceğe umutla ve kararlılıkla bakmanın bir gereği ve sonucudur. Okumak yaşamın vazgeçilmez bir parçası olduğu için sadece gençlerimizin değil hepimizin okumaya, düşünmeye ve hayatımızı yeniden gözden geçirmeye ihtiyacı var.
MEHMET ŞİRİN BAŞTUĞ
