Meclis Toplumsal Barış Yollarının Araştırılması ve Çözüm Sürecinin Değerlendirilmesi Araştırma Komisyonu tarafından düzenlenen toplantılara devam edildi. Toplantıya, AKP Milletvekili Abdülkerim Gök başkanlık ederken, BDP'li komisyon üyesi Hüsamettin Zenderlioğlu ile birlikte BDP milletvekilleri Erol Dora, Ertuğrul Kürkçü ve Sebahat Tuncel de katıldı.
Toplantının ilk oturumunda eski PKK üyesi Ali Oruç dinlendi. Oruç, Kürt sorununun ülkenin en büyük sorunu olduğuna dikkat çekerek, "Bu sorunun tarihi boyutları vardır. Cumhuriyet kurulduktan sonra Kürtler inkar edildi. Kürtler de buna karşı çeşitli dönemlerde başkaldırmıştır. Ama bu bana dert olmadı, ben Kürt olduğumu anlamadım. 16 yaşımda Tekirdağ'a gittim. Bir gün kendi yaşımda bazı çocuklar beni sıkıştırdı. Ellerini pantolonuma attılar. Ne olduğunu anlayamadım. Bir şekilde kurtulmuş kaçarken arkamdan 'Kuyruğun nerede Kürdo' diye bağırdılar. Sonradan anladım ki, kuyruğumu arıyorlardı. Böylece Kürt olduğumu Türklerden öğrenmiş oldum. O gündür, bugündür ben onurumu, gururumu, hakkımı arıyorum, ama haksızlılar ve onurumuzun kırılması bitmedi. Benim yolum böyle başladı. Ne toplumsal sorundan haberim vardı, ne de Dersim, Zilan, Koçgiri'den. Ama benim kuyruğumu arayıp bana 'Kürdo' dediklerinde Kürt olduğumu anladım" dedi.
'Kürtler politikleşmiştir ve artık özgürleşiyorlar'
"Sadece bizden alınanı, bize layık görülmeyeni istiyoruz. Biraz adalet, biraz vicdan. Hepsi bu. Yapılan bazı şeyler var, ama atılması gereken adımlar da var" diyen Oruç, şunları dile getirdi: "Dilimizi halen tam olarak konuşamıyoruz. Yaşadığımız yerleri isimlendiremiyoruz. Çocuklarımıza istediğimiz isimleri koyamıyoruz. 12 Eylül yasalarıyla yargılandım, özünde bu yasalar hala geçerlidir. Savaş bize dayatıldı. Her koşulda dayatıldı. İşkenceyle dayatıldı. Baskı direnmeyi getiriyor. Bir toplum ne kadar politikleşirse o kadar özgürleşir. Kürtler politikleşmiştir ve artık özgürleşiyorlar. Cezaeviyle, baskıyla, işkenceyle çözülmez. Gazla, copla olmaz. Bunlar halen yapılıyor, ama bunun zamanı geçti artık. Yaşadığım yerden ayrıldığımda insanlar Kürtçe biliyor, Türkçe bilmiyorlardı, Kürt olduklarını bilmiyorlardı. Eve döndüğümde 29 yıl geçmişti. Şimdi bazıları Kürtçe bilmiyor, Türkçe biliyorlar; ama Kürt olduklarını biliyorlar. Dil anlamında belki asimile oldular, ama geçmişlerine daha bağlı oldular. Ben cezaevindeyken onlar öldürüldü. Sonra onların yakınları gitti, onlar da öldürülünce, bu kez onların yakınları gitti. Bitmiyor. Bu nedenle savaşın kalıcı olarak bitmesi gerekiyor. Ben İstiklal Mahkemeleri dışında Türkiye Cumhuriyeti'nin mahkemelerinde yargılandım. Yargılandığım tüm mahkemelerde de 'Adalet mülkün temelidir' yazısını gördüm. Beni ve çoğu arkadaşımı idam cezasına çarptırdılar, ama ben idamlık bir şey yapmadım."
'PKK'liler de savaşın aşığı değiller'
En son "KCK" adı altında yargılandığını belirten Oruç, "3 yıl 4 ay sonra ilk mahkemeye çıktım. 5 yıla yakındır hala ilk mahkemeye çıkmayan arkadaşlar var. Çıktım da, peki suçum neydi? Berçelan Festivali'ne gitmişim, 'örgütleme faaliyeti' diye iddia edildi. Mahkemelerin, KCK adı altındaki tutukluların yattığı süreyi göz önünde bulundurarak bırakması gerekiyor. Hukuk niye bu kadar gecikiyor? Siyasetin geldiği düzey ile iddianame çelişiyor. Yargılandığım KCK adı altındaki davada, sadece ve sadece isim benzerliği nedeniyle 3 yıl yatıp çıkanlar var. Dolayısıyla ben bu sürecin halkların geleceği için olan boyutuna değiniyorum. Şimdiye kadar denenen hiçbir yöntem sorunu çözmedi. Sadece demokrasi istiyoruz. Sadece bir halkın hakkı olan şeyleri istiyoruz" diye konuştu. Oruç, Türk bayrağı altında kendisine işkence edildiğini dile getirerek, "Mahkemeler bizi Türk milleti adına yargıladı. Ben cezaevinden çıkınca dağa çıkabilirdim. Ama legal siyasete girdim. Düşüncelerim PKK'nin düşünceleriyle uyum içinde de olabilir. Her konuştuğum yerde bu nedenle tutuklanırsam ben nasıl siyaset yapacağım? Ben elime silah almadığım sürece PKK'nin düşüncesini de savunabilmeliyim. PKK'liler de savaşın aşığı değiller. İnsanlıktan yanayız ve zulme karşıyız" ifadesini kullandı.
'Gözümün önünde birçok arkadaşım öldürüldü'
Oruç, 14 arkadaşının Diyarbakır Cezaevi koridorunda kafalarının ezilerek öldürüldüğünü hatırlatarak, "Onların denetimindeler, hukukunun denetimindeler. Benim arkadaşlarım. Birlikte aynı kaptan yemek yediğim arkadaşlarım. Aydın'da bizi ring aracına koydular, sıcağın içinde yanıyoruz. Su istiyoruz vermiyorlar. Bizi araçtan çıkartırken iki arkadaşımızı vura vura öldürdüler. Onlarla birlikte açlık grevine girmiştim. Bir şey yapmamışlardı ki. Ben bırakabilir miyim? Ben eve gidip oturabilir miyim? Yanımda kendini yaktı arkadaşlarım. Öyle bir koku duymuş musunuz? Benim vicdanım kabul etmiyor. Ben nasıl bırakabilirim? Ben nasıl pişman olabilirim? Bırakırsam bu suç olur, yazıktır, günahtır. Örnek çok daha. İsim çok. Tarih tarih. Ama işimdi ben demiyorum birbirimizi öldürelim. Ben demiyorum savaş sürsün. Ben herkesle barışmaya, herkesle yürümeye, herkesle arkadaş olmaya hazırım, varım. Kimseye karşı kinim yok. Bir insan daha ölmesin. Ortak değerlerde buluşalım ve yürüyelim" diye konuştu. DİHA
