Müvekkilleri PKK Lideri Abdullah Öcalan'a yönelik tecrit ile Adalet Bakanlığı'nın suç işlediğini ifade eden Öcalan'ın avukatları, yine onun şahsında tecrit edildiğini belirttikleri çözüm sürecinin olmazsa olmaz şartının Öcalan'ın özgürlüğü olduğunu vurguladı. Bunun siyasi bir söylem olmadığını da belirten avukatlar, 10 milyonu aşkın insanın bu talepte olduğunu kaydetti.
PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın öncülüğünde başlatılan çözüm sürecindeki tıkanıklıklar sürerken, Öcalan ile ne avukatları, ne ailesi nede İmralı Heyeti görüştürülmüyor. 5 Nisan tarihiyle birlikte Öcalan'a dönük tecrit politikasının daha da ağırlaştırıldığını ve İmralı Cezaevi'ndeki uygulamaların Türkiye hukukunda yeri olmadığını dile getiren Öcalan'ın avukatları, bu pratiği ile Adalet Bakanlığı'nın suç işlediğini ifade etti.
ÖZEL HUKUK UYGULANIYOR
Öcalan'ın avukatlarından Meral Atasoy, müvekkillerinin 1999'dan bu yana tecrit koşulları altında olduğunu, ancak AKP Hükümeti ile başlayan bir süreçle birlikte daha farklı bir noktaya geldiğini ve ağırlaştığını belirtti. Uluslararası sözleşmeler ve mevcut yasalarla birlikte avukat ile müvekkil arasında yapılan görüşmelerin kesinlikle izlenme yada kayıt altına alınamayacağına dikkat çeken Atasoy, buna rağmen Öcalan ile yapılan görüşmelerin kayıt cihazı ile bir memur tarafından izlendiğini ve bu yüzden İmralı Cezaevi'nde uygulanan hukukun Türkiye iç hukukunda bir yerinin olmadığını söyledi.
'ADALET BAKANLIĞI ŞU ANDA BİR SUÇA ORTAK OLMAKTADIR'
Çözüm sürecinin hem Türkiye, hem de Ortadoğu halkları açısından önemine de vurgu yapan Atasoy, çözüm sürecinin ilerleyebilmesi için bu kapsamda yapılan görüşmeler ile avukat görüşmelerinin tekrar başlatılması ve Öcalan'ın koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini söyledi. Yasal olarak da bunun önünde hiçbir engel olmamasına rağmen görüşmelerin engellendiğini belirten Atasoy, "Zira Adalet Bakanlığı şu anda bir suça ortak olmaktadır. Çünkü yasal bir şekilde hüküm altına alınmış hakların gasp edilmesi söz konusudur" dedi.
Atasoy, çözüm sürecinden bu yana gerek Öcalan'ın koşulları olsun, gerekse de Dolmabahçe Sarayı'nda deklare edilen 10 maddelik mutabakat metnine ilişkin hiçbir somut adım atılmaması üzerinde de durdu. "Sürece, seçime endeksli bir yatırım gibi yaklaşıldı. Bu aşamada bakıldığı zaman AKP'nin samimi olmadığını ve daha ziyade kendi iktidarını ilerletme kaygısıyla yaklaştığını görüyoruz" dedi.
'TECRİT AĞIR SONUÇLARA YOL AÇABİLİR'
İnfaz Kanunu'nda hükümlünün her zaman avukatı ile görüşebileceği ve yine hükümlünün ailesiyle de ayda iki defa görüşme yapabileceğine ilişkin düzenlemenin mevcut olduğunu hatırlatan Öcalan'ın avukatlarından Serhat Eren ise, bu nedenle Adalet Bakanlığı'nın suç işlediğini söyledi.
Öte yandan Öcalan tarafından başlatılan çözüm sürecinin askıya alınmasının Türkiye açısından telafisi güç sonuçları doğurabileceğini ve yakın tarihte bunun örneklerinin yaşandığını belirten Eren, "Sayın Öcalan, çözüm süreci kapsamında bütün bu sürecin yasal bir güvenceye bağlanması gerektiğini ifade ediyordu. Belki de tam da böyle bir günü öngördüğü için bütün bu görüşmelerin, çözüm sürecini ve dışarıdan bir göz olarak oluşturulması gerekilen 'İzleme Kurulu'nun ve bütünün yasal zemine oturtulması gerektiğini ifade ediyor" dedi.
ÇÖZÜM SÜRECİ PARTİ DEĞİL DEVLET POLİTİKASI OLMALI!
Eren, çözüm sürecinin iktidarın refleksine, günlük psikolojisine ve iktidar hırsına bırakılmayacak ve heba edilmeyecek kadar değerli bir süreç olduğunun da altını çizdi.
Bu yüzden de İmralı Heyeti'nin bir an evvel Öcalan'la görüştürülmesi gerektiğini ve akabinde de avukatlarının görüşmesine izin verilmesi gerektiğini söyledi. Öcalan şahsında çözüm sürecinin tecrit edildiğini vurgulayan Eren, Türkiye halklarının bu tecridin çok ağır toplumsal sonuçlarının olabileceğini görmeleri gerektiğini ve çözüm sürecinin bir partinin politikası olmaktan çıkıp, bir devlet politikası şeklinde ele alınması gerektiğini vurguladı.
'ÇÖZÜM SÜRECİ İÇİN YEGÂNE KOŞUL, ÖCALAN'IN ÖZGÜRLÜĞÜDÜR'
Öcalan'ın avukatlarından Gülşen Özbek de uygulanan tecridin yasal bir dayanağının olmadığını Öcalan'ın haklarının çiğnenmiş olmasından kaynaklı aslında devletin resmi olarak suç işlediğini belirtti.
Öcalan'ın çözüm sürecinin baş müzakerecisi olarak rol ve misyona sahip olduğunu söyleyen Özbek, "Dolayısıyla hukuki olarak tecridin kaldırılması noktasında genel bir talep söz konusu olsa da aslında çözüm sürecinin ilerleyebilmesi veya çözüm sürecinin nihayete erdirebilmesinin temel ve yegâne koşulunun Sayın Öcalan'ın özgürlüğünün sağlanmasıdır" dedi. Tecridin kaldırılmasından öte Öcalan'ın özgürlüğü yönünde üst bir taleplerinin olduğunu ve bu talebin siyasal bir söylem olmadığını aktaran Özbek, Öcalan'ın özgürlüğü için 10 milyonu aşkın insanın bir irade beyanı ortaya koyarak imza topladıklarını ve bu imzaların Avrupa Parlamentosu'na gönderildiğini söyledi.
Siyasal olarak da bu sürecin ilerleyebilmesi açısından Öcalan'ın toplumun tüm kesimi ile temas edebileceği koşul ve ortamların olması gerektiğini vurgulayan Özbek, "Bunun en temel çerçevesinin de Sayın Öcalan'ın özgürlüğünün sağlanması olacaktır" şeklinde konuştu.
DİHA
