Hangisini alırsanız alın, bu tariflerden her biri müminler için bir mutluluk ve kurtuluş reçetesi gibidir.
Bunlardan bazıları şöyledir: İhlas, düşünceleri yaratılmışların değerlendirme- sinden arındırmaktır. (İmam Nevevi)
Yüce Allah ile ilişkide yaratılmışları aradan çıkarmaktır. (Keşşafu Istılahati’l-Fünun)
Yaptığın işe Yüce Allah’tan başka tanık aramamandır. (Seyyit Şerif Cürcani)
Bütün eylemlerin, eylemsizliklerin, oturmanın, kalkmanın, hareketlerin, fiillerin, sözlerinin Allah için olmasıdır. (Keşşafu Istılahati’l-Fünun)
Hareket noktasının, yalnızca Allah olmasıdır. Bunun zıttı ise ortak koşmaktır. İhlas, Allah’ın dışındaki her şeyden teberri etmek (uzaklaşmaktır). (Ra- ğıb el-İsfehani/el-Müfredat)
Riyayı terk etmektir. (Lisanü’l-Arab) Allah’a karşı niyetini doğru ve düzgün tutmaktır. (İbrahim Edhem)
Bu tanımlamalardaki ortak nokta, bütün söz, fiil, hareket ve tutumlarda yalnızca Yüce Allah’ın rızasının gözetilmesi, buna başka herhangi bir niyet, düşünce, amaç ve hedefin karıştırılmamasıdır.
Buna göre zihnini, eylemlerini, sözlerini, hareketlerini hasılı bütün tutum ve davranışlarını Allah’ın rızasına uygun olmayan ne varsa bunlardan arındırabilen kişiler, ihlasa ermiş olacaklardır.
Artık bu kişilerin, konuşmaları, susmaları, sevinmeleri, üzülmeleri, kızmaları, sevmeleri, buğz etmeleri, mücadeleleri... hep Allah içindir.
Öyle ki düşüncede cennet ümidi ve cehennem korkusu bile kalmamalıdır.
Sıddıkların ihlası olarak nitelenen ve kişinin amelinde ne dünyada ne ahirette hiçbir karşılık beklememesi şeklinde tanımlanan bu ihlas anlayışında -her ne kadar ihlasa aykırı değilse de- cennet ümidi ve cehennem korkusu bile yer almaz. (Keşşafu Istılahati’l-Fünun)
İhlasta Allah’ın rızasından başka hiçbir amacın güdülmemesi söylemiyle kastedilen budur.
Bu ölçülere göre hareket edebilmek, Yüce Allah’ın büyük bir lütfudur.
Çünkü Kur’an-ı Kerim’de ihlas, peygamberlerin başlıca niteliklerinden sayılmıştır. (Süleyman Ateş, DİA; bkz. Yunus, 12/24)
Onun için bu lütfa nail olan kişiler, çok büyük bir kazanım elde etmiş olmaktadırlar.
Bu kazanım, onların, şeytanın etki alanının dışına çıkarılmış bulunmalarıdır.
Bir ayeti kerimede şeytanın saptırmalarının ihlaslı kişiler üzerinde etkili olamayacağı ifade edilmektedir.
‘İblis, “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, and olsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlasa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım” dedi.’ (Hıcr, 15/40.) ; ‘İblis, “Senin şerefine and olsun ki, içlerinden ihlaslı kulların hariç, elbette onların hepsini azdıracağım.” dedi.’
(Sad, 38/83.) Bu ayet-i kerimelerden anlaşılmaktadır ki ihlaslı kişiler, şeytanın saptırıcı faaliyetlerinin kapsama alanı dışında kalmak gibi çok büyük bir kazanım elde etmiş olmaktadır.
Yusuf (a.s.)’dan kötülükleri uzaklaştıran Yüce Rabbimiz, bunun gerekçesinde onun ihlasa erdirilmiş olmasını vurgulamaktadır.
‘Biz ondan kötülüğü ve fuhşu uzaklaştırmak için işte böyle yaptık. Çünkü o, ihlasa erdirilmiş kullarımızdandı.’ (Yusuf, 12/24.)
Sır, Bazı İslam âlimleri ihlasın Yüce Allah’ın bir sırrı olduğunu söylemişlerdir. Cenab-ı Hak onu dilediği kuluna bahşeder.
O kul da bu lütfun rehberliğinde kulluğun nihai hedefine doğru yol alır. ‘Nitekimbahşeder. O kul da bu lütfun rehberliğinde kulluğun nihai hedefine doğru yol alır.
‘Nitekim kutsi bir hadiste “İhlas sırlarımdan bir sırdır, onu sevdiğim kulumun kalbine tevdi ederim.” buyrulduğu söylenir.
Cüneyd-i Bağdadi’ye göre ihlas o kadar gizlidir ki melek onu bilmediği için sevap hanesine yazmaz, şeytan bilmediği için bozamaz, nefis bilmediği için şımarmaz. Böyle olunca, başkaları bir yana ihlaslı olduğunu kişinin kendisi bile kesin olarak bilemez, onun için de nefsini daima denetim altında tutması gerekir.’ (Süleyman Ateş, DİA) Müslümanın işlediği hayırlı işlerin ve amellerin Allah nezdinde kabul görmesi ihlasa bağlıdır.
İhlas olmadan yapılacak ameller dünyaları doldursa hiç bir kıymeti yoktur. Ancak ihlas ile yapılan az bir amelin değeri ise kul planında tahmin kalıplarına sığmaz.
(Diyanet dergisi Şubat 2014) Tüm güzellikler sizlerin olsun. Allah’a emanet olunuz.
