Bir Müslüman için hayatta en büyük hedef, Allah’ın rızasını kazanmak olduğuna göre bunun yolu ihlastan geçer.
İnanç, ibadet ve diğer eylem ve davranışlarımızın Allah Teala nezdindeki temel değerlendirme ölçüsü ihlastır.
İhlas olmadan yapılan herhangi bir amelin Allah katında hiçbir değeri yoktur. Zira ihlasamellerin özüdür.
Sözlükte “arınmak, saflaşmak, kurtulmak” manasındaki hulus/halas kökünden türetilmiş olup “bir şeyi, içine karışmış ve değerini düşürmüş olan başka şeylerden temizleyip arındırmak, saflaştırmak” anlamına gelen ihlas kelimesi, terim olarak “ibadet ve iyilikleri riyadan ve çıkar kaygılarından arındırıp sadece Allah için yapmak” demektir.
İslami literatürde ihlas daha geniş olarak şirk ve riyadan, batıl inançlardan, kötü duygulardan, çıkar hesaplarından ve genel manada gösteriş arzusundan kalbi temizlemeyi, her türlü hayırlı faaliyete iyi niyetle yönelmeyi ve her durumda yalnızca Allah’ın rızasını gözetmeyi ifade eder.
Bütün işlerimizde gözetilmesi gerekmekle birlikte özellikle ibadetlerimizde ihlasın yeri daha bir önemlidir.
Çünkü doğrudan Rabbine yönelme niyetiyle gerçekleştirilen ibadette ihlas yok ise o ibadet cansız ceset gibidir.
Bundan dolayı Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de mutlaka ihlasla kendisine kulluk etmemizi emretmektedir.
(Zümer, 39/2.) Peygamber Efendimizin konu ile ilgili olarak şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
‘Yüce Allah yalnızca kendisi için ve ancak kendisinin rızası gözetilerek yapılan amellerden başkasını kabuletmez.’ (Nesai, Cihat 24; Ahmet b. Hanbel, 4/126.) Allah’ınrızasını kazanma niyetiyle, Müslümanın yaptığı her meşru iş, bir ibadet gibi kendisine sevap kazandırır.
Bu bakımdan Müslüman, ilim tahsilinde, iş hayatında, mesleki çalışmalarında, ailevi ve içtimai münasebetlerinde, daima niyetini düzgün tutmalı ve sadece Allah’ın rızasını gözeterek hareket etmelidir.
Çünkü kulluk yalnızca namaz, oruç, hac ve zekât gibi belli şekil şartlarına bağlı/biçimli ibadetlerden ibaret değildir.
Hem dar anlamıyla belli şekil şartlarına bağlı ibadetlerde, hem de geniş anlamıyla belli şekil şartlarına bağlı olmayan ve hayırlı herhangi bir amelin yerine getirilmesi şeklinde gerçekleşen taatlerde ihlasın muhafaza edilmesi gerekir.
Zira kulun Rabbi ile kulluk ilişkileri bağlamında ihlasla sergileyeceği her meşru hareket ve davranış ibadet hükmünü almaktadır. Ayet-i kerimede mealen şöyle buyrulmaktadır:
‘Hâlbuki onlara, yalnızca Allah’a karşı ihlas ile itaat edip Allah’a karşı ihlas ile itaat edip’ şeklinde çevirdiğimiz, hakka yönelen kimseler olaraO’na kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte bu dosdoğru
Bu hususta dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan biri de ihlasa aykırı tutum, davranış ve vasıflardan uzak durmaktır.
Bunların başında riya, gösteriş ve süm’a gelir. Riya, ‘Allah’tan başkasının hoşnutluğunu kazanma düşüncesiyle amelde ihlası terk etmektir.’ (et-Ta’rifat)
Aynı şekilde kendini beğenmişlik, kibir, hile, aldatma, kandırma, desise, yalan dolan gibi kötü ahlaki vasıfların hepsi de ihlasa tamamen aykırı niteliklerdir.
Çünkü ihlas, doğruluk ve dürüstlüğün kişinin kalbinde köklü bir şekilde yer etmesinin alametidir.
Değerli Dostlarım tayınım Batmana çıkmıştır herkese hakkımı helal ediyorum sizlerden de helalık diliyorum .Allaha emanet olunuz .
